Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

19.12.2011-22.01.2012 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

28.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/15, K: 2011/57 Sayılı Kararı (24/2/1983 Tarihli ve 2802 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 29/6/2006 Tarihli ve 5536 Sayılı Kanun ile İlgili)
Hakimler ve Savcılar Kanunu’na tabi bir kısım görevlilerle ilgili olarak, sosyal güvelik ve özlük haklarına ilişkin mevzuat değişikliği sürecinde uygulanacak bir geçiş hükmü öngörülmüştür. Bu hükme göre bir kısım görevli geçiş sürecinde belirli hakları bakımından eski mevzuata tabi olacaktır. Düzenlemenin hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri ile sosyal güvenlik hakkına aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, düzenlemenin ne anlama geldiğini açıklayarak bu türden bir düzenlemeyi yapmanın kanun koyucunun takdirinde olduğunu belirtmiş ve iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/56, K: 2011/58 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 17/4/2008 Tarihli ve 5754 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sosyal güvenlik mevzuatında bulunan, özellikle parasal hesaplamalara ilişkin esas ve yöntemleri gösteren birçok teknik ayrıntıyı düzenleyen hükmün sosyal güvenlik hakkı ve aynı bağlamda olmak üzere hukuk devleti, eşitlik gibi anayasal ilkelere aykırılık gerekçesiyle iptali talep edilmiştir. Mahkeme, dava konusu her bir hükmün tek tek ne anlama geldiğini açıklamış ve Anayasa’ya aykırılık iddialarına cevap vermiştir. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ndan yirmi farklı ve Hakimler ve Savcılar Kanunu’ndan bir hükmün konu edildiği kararda, hiçbir hükmün iptaline karar verilmemiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/87, K: 2011/95 Sayılı Kararı (14/7/1973 Tarihli ve 1739, 2/3/1984 Tarihli ve 2985, 3/5/1985 Tarihli ve 3194, 22/2/2005 Tarihli ve 5302, 21/4/2005 Tarihli ve 5335 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 24/7/2008 Tarihli ve 5793 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kamuya ait çeşitli taşınmazların özelleştirilmesi, bu taşınmazlarla ilgili imar planı ve parselasyon işlemlerinin yapılması hususlarında yetkili makamları ve söz konusu iş ve işlemlerin hangi usullerle yapılabileceğini gösteren birçok hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Farklı kamu tüzel kişilerinin mülkiyetindeki ya da farklı bakanlıklara tahsisli taşınmazların özelleştirilmesiyle, ilgili makamlar arasında yetki paylaşımını ve işlemlerin yapılma usullerini gösteren dava konusu hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları, esas olarak merkezi yönetim - yerinden yönetim ilkeleri çerçevesinde tartışılmıştır. Sonuçta dava konusu hükümlerden sadece söz konusu işlemlerin yapılma usulleri kapsamında değerlendirilebilecek ve ilgililerin idari ve yargısal başvuru imkanlarını düzenleyen bir hüküm hak arama özgürlüğüne aykırı görülerek iptal edilmiş, diğer tüm hükümler yönünden iptal talepleri geri çevrilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/12, K: 2011/104 Sayılı Kararı (27/12/2007 Tarihli ve 5726 Sayılı Kanun ile İlgili)
Tanık Koruma Kanunu’nun birçok hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Bunlara kısaca tek tek bakalım. Belirli suçlar bakımından dava konusu kanunun uygulanabileceğini öngören hükmün, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlar olmadan tanık dinlenmesini mümkün kıldığı; bunun açıklık, silahların eşitliği, yüzyüzelik, doğrudanlık gibi ceza yargılamasına ilişkin ilkeleri zedelediği; savunma hakkı ve hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiği; dolayısıyla Anayasa’nın 2. 11. 13. 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, ceza siyasetini belirleme yetkisinin yasakoyucunun takdirinde olduğunu, düzenlemenin bu kapsamda değerlendirilebileceğini gerekçe göstererek iddiayı oybirliğiyle reddetmiştir. Dava konusu diğer bir düzenlemeye göre, kanun kapsamında, tanıkların yakın ilişki içinde olduğu kişilerin de haklarında koruma tedbiri uygulanabilecektir. Tanıkların yakın ilişki içinde olduğu kişilerin kimler olabileceğine ilişkin hiçbir somutlaştırmaya gidilmediği, böylece, belirlilik, genellik, soyutluk, öngörülebilirlik özelliklerini taşımayan düzenlemenin Anayasa’nın 2. ve 87. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, ilgili hususta kapsamı belirleme imkanının uygulamaya verildiği ve bunda Anayasa’ya aykırı bir yan olmadığı gerekçesiyle iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. Dava konusu diğer bir düzenlemeye göre, tanık dinleyen mahkemenin belirleyeceği şekilde tanığın fiziksel görünümü gizlenerek tanık dinlenebilir. Bu hükmün, keyfi uygulamalara yol açabileceği; kuralın, belirlilik, soyutluk, öngörülebilirlik özelliklerini taşımadığı ve Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. İlgili hususta olay mahkemesine takdir yetkisi veren hükmün belirsiz olmadığını gerekçe gösteren Mahkeme, iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir. Dava konusu başka bir hüküm ile, kanun kapsamındaki belirli tanıklara soru sorma imkanının olay mahkemesinin belirleyeceği biçimde sınırlanabileceği öngörülmüştür. Bu hükmün, keyfi uygulamalara yol açabileceği ve belirsiz olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Düzenlemenin kanunun amacına uygun olduğu, belirsiz olmadığı ve keyfi uygulamalara yol açmayacağı gerekçeleriyle iptal talebi oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu kanuna göre alınan ifadelerin, duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmünde olduğunu gösteren düzenlemenin açıklık, silahların eşitliği, yüzyüzelik, doğrudanlık gibi ceza yargılamasına ilişkin ilkeleri zedelediği; savunma hakkı ve hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiği; dolayısıyla Anayasa’nın 2. 11. 13. 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Kararın geneline hakim olan tespit ve beyanların tekrarıyla, bu hükmün de Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna oyçokluğuyla varılmıştır. Kanun kapsamında çeşitli hususların yönetmelikle düzenleneceğini gösteren hükmün zorunlu ilkesel belirlemeleri yapmadan yürütmeye düzenleyici işlem yapma yetkisi verdiği ve bunun idarenin kanuniliği ilkesine aykırı ve “asli düzenleme yetkisi”nin devri niteliğinde olduğu gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. 6. 7. 8. ve 11. maddelerine aykırılık teşkil ettiği iddia edilmiştir. Mahkeme, yönetmelikle düzenleme yetkisi verilirken zorunlu ilkesel belirlemelerin yapıldığını ve idarenin içini dolduracağı çerçevenin çizildiğini belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. İlgili düzenlemelerle, söz konusu Kanun hükümlerine göre mahkemenin veya cumhuriyet savcısının vermiş olduğu tanık koruma tedbirlerinin uygulanmasını ve yerine getirilmesini denetleme görev ve yetkisine sahip Tanık Koruma Kurulu meydana getirilmiştir. Bu düzenlemelerin yargı yetkisi bakımından yetki gaspı niteliğinde olduğu ve yargı bağımsızlığına aykırı bir durum meydana getirdiği gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. 11. 138. ve 140. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, Kurul’un görevlerinin iddia edildiği mahiyette olmadığını gerekçe göstererek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/12, K: 2011/135 Sayılı Kararı (10/11/2005 Tarihli ve 5429 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 25/11/2008 Tarihli ve 5813 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türkiye İstatistik Kanunu’nun itiraz konusu düzenlemelerine göre, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından kendisinden bilgi istenen herkes, Kuruma eksiksiz ve doğru bilgiyi ücretsiz ve Kurum’un belirleyeceği şekil ve usule uygun olarak vermek zorundadır; yükümlülüğün yerine getirilmemesi ise idari para cezası ile müeyyidelendirilmiştir. Bu hükümlerin, eşitlik ilkesi, temel hak ve hürriyetlerin niteliği, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, düşünce ve kanaat hürriyetine ilişkin düzenlemelere aykırı olduğu; temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanabileceği ve bu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı, kişilerin her ne sebeple ve amaçla olursa olsun düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve buna uymayanların idari yaptırımla karşı karşıya bırakılmasının hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçeleriyle Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 10., 11., 12., 13., 17., 19., 20., 24. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, daha önceden benzer hükmün benzer gerekçelerle önüne geldiğini ve iptal kararı verdiğini hatırlatmış, ancak iptal kararından sonra yapılan ve itiraz konusu düzenlemede, öncekinden farklı olarak, bilgi isteme yetkisinin kısıtlandığını belirtmiştir. İtiraz konusu düzenlemeye göre Anayasa’da belirlenen temel hakların ve ödevlerin ihlal edilmemesi koşuluyla bilgi istenebilir. İstenilen bilgilerin temel hak ve ödevlerini ihlal eder nitelikte olduğunu düşünen ilgililer, nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınabilecekleri gibi haklarında idari para cezası uygulanması halinde buna itiraz ederek istenilen bilginin temel haklarını ihlal edecek nitelikte olduğunu mahkemeler önünde de ileri sürebilirler. Ayrıca kurala göre bilgi istenebilecek kişiler arasında da ayrım yapılmamıştır, tüm ilgililerden bilgi istenebilir. Mahkeme, bu gerekçelerle, oyçokluğuyla düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

29.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/25, K: 2011/136 Sayılı Kararı (4/6/1937 Tarihli ve 3201 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 26/4/2005 Tarihli ve 5336 Sayılı Kanun ile İlgili)
Emniyet Teşkilatı Kanunu’ndaki, polis meslek eğitim merkezinde eğitim aldıktan sonra atanan polislerin 6 yıl boyunca nakil yoluyla başka bir kuruma atanamayacağını düzenleyen hükmün, Anayasa’nın 70. maddesinde gösterilen kamu hizmetine girme hakkı kapsamında ve aynı kurlada öngörülen sınırlama nedenleri dışında sınırlanmış olduğu için sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesine aykırılık teşkil ettiği ve ayrıca kısıtlamanın kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkıyla ilgili olduğundan Anayasa’nın 5. maddesine de aykırılığın söz konusu olduğu gerekçeleriyle iptali istenmiştir. Konunun kamu görevlilerinin statüleriyle ilgili olduğunu; bu statülerin kanunla belirlendiğini ve dolayısıyla bu konuda yasakoyucunun takdir yetkisinin bulunduğunu; zorunlu hizmet süresinin de statünün bir gereği sayıldığını; ayrıca statünün baştan belirlendiğini ve istemeyen kişilerin bu statüye girmeyebileceklerini gerekçe gösteren Mahkeme, oyçokluğuyla hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/54, K: 2011/142 Sayılı Kararı (31/3/2011 Tarihli ve 6217 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda ilk olarak kategorik olarak ceza yargısında harç alınmasının Anayasa’ya aykırılığı tartışılmıştır. Bir anlayışa göre ceza yargılamasında harç alınması hukuk devleti ilkesine ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkına; yani Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. Mahkeme’ye göre ise, harç, kamu hizmetlerinden yararlananlardan bunun karşılığında alınan bir tür bedeldir; yargı hizmeti de en önemli kamu hizmetlerindendir; Anayasa’da gösterilen “kanunla getirilmiş olmak“ koşuluna uyularak harç öngörülebilir; daha önceden ceza yargılamasında harç alınmaması, tümüyle kanun koyucunun aksine davranma imkanı da varken takdir yetkisini o yönde kullanmasının bir sonucudur; yoksa, ceza yargılamasında harç alınmasının Anayasa’ya aykırı bir yönü yoktur. Mahkeme bu gerekçelerle iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir. İkinci olarak, ceza yargılamasında temyiz başvurusunu harca tabi kılan düzenlemenin, kendi iradesi dışında yargılanan sanığa bir yükümlülük getirdiği, bunun çeşitli gerekçelerle Anayasa’nın 2. 5. 10. 11. 12. 13. 17. 19. 36. 38. 40. 65. ve 141. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, ceza yargılamasında temyiz başvurusu için harç öngörülmesinin kural olarak Anayasa’ya aykırılık oluşturmayacağını ancak bunun başka belirli koşullara da uyularak yapılması gerektiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre, bu koşullardan birisi, mahkemeye erişim hakkını ve dolayısıyla hak arama özgürlüğünü sağlayabilmek için, ödeme gücü olmayan kimselere etkili adli yardımın sağlanmasıdır. Sistem içerisinde, ceza yargılamasındaki temyiz başvurularının harca tabi olması bakımından bunu ödeme gücü olmayanların durumunu gerektiği gibi düzenleyen bir tedbirin bulunmaması nedeniyle ilgili hüküm Anayasa’nın 2. 5. ve 36. maddelerine aykırıdır. Böylece düzenleme oyçokluğuyla iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

21.01.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/90, K: 2012/1 (Yürürlüğü Durdurma) Sayılı Kararı (9/6/1932 Tarihli ve 2004 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 17/7/2003 Tarihli ve 4949 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonundaki cümlede yer alan “… alacaklının muvafakatı ve…” ibaresinin yürürlüğü durdurulmuştur.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

12.12.2011-18.12.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

15.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/86, K: 2011/70 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sosyal güvenlik mevzuatına göre, belirli koşullar altında, babası ölen kadına ve çocuklarına babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı bağlanmaktadır. Bu koşullardan birisi de kadının evli olmamasıdır. İtiraz konusu hükme göre ise, babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı alan kadın evlenmiş ve boşanmış ancak fiilen boşandığı kişiyle birlikte yaşıyorsa ölüm aylığı kesilir, yapılan ödemeler de geri alınır. Hükmün ölüm aylığı alan ve boşandığı eşten başka birisiyle birlikte yaşayan kişiyle itiraz konusu düzenlemede gösterilen duruma uyan kişi arasında eşitsizlik yarattığı; mahkeme kararıyla boşanmanın gerçekleşmiş olmasına rağmen boşanmanın esas alınmayıp fiili durumun göz önünde bulundurulmasının mahkeme kararını uygulamamak anlamına geldiği; resmi evlilik ile fiilen birlikte yaşamanın kişi bakımından aynı şey olmadığı, fiilen yaşamanın hiçbir güvence sağlamadığı ve bu halde itiraz konusu hükmün hakkaniyete aykırı bir durum oluşturduğu; muvazaanın mahkeme kararlarına karşı ileri sürülemeyeceği gerekçeleriyle, Anayasa’nın 2. 5. 10. 11. 12. 17. 20. 35. 60. ve 138. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, evli olmayan kadının babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı alma imkanının uygulamada mevcut evliliklerin sadece hukuken sona erdirilmesi suretiyle suistimal edildiğini ve düzenlemenin bunu engellemek için getirilmiş olduğunu, bunun da hakkın kötüye kullanılmasını önlemek adına yapıldığı için hukuk devleti anlayışına uygun olduğunu; itiraz gerekçesinde sözü edilen durumlardaki kişilerin farklı konumda bulunmaları nedeniyle eşitlik karşılaştırmasının yapılamayacağını ve bu nedenle eşitlik ilkesine aykırılık bulunmadığını; hakkın kötüye kullanılmasının sosyal güvenlik hakkıyla bağdaşmayacağını; düzenlemenin Anayasa’nın 65. maddesinin öngördüğü biçimde bir denge kurulması için getirilmiş olduğunu gerekçe göstererek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/80, K: 2011/81 Sayılı Kararı (1/6/1989 Tarihli ve 3568 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 10/7/2008 Tarihli ve 5786 Sayılı Kanun ile İlgili)
Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’ndaki çeşitli hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları iddia edilmiştir. Dava konusu hükümler, Anayasa’ya aykırılık iddialarının gerekçeleri ile Mahkeme’nin kararları ve gerekçeleri her bir konuyla ilgili ayrı ayrı olmak üzere şu şekilde özetlenebilir:
1- Dava konusu hükme göre, serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik meslekleri yönünden milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk suçundan kast ve süre koşulu aranmaksızın hüküm giymiş olmak, sürekli hak yoksunluğuna neden olmaktadır. Bu kapsamda değerlendirilebilecek kimi suçlarla, bu suçlardan hüküm giymiş olmanın sürekli hak yoksunluğuna neden olacağı görev ve hizmetlerin icrası arasında günün koşullarına ve gerçeklerine uygun bir neden sonuç ilişkisinin bulunmadığı; yaptırımın orantısız, adaletsiz ve hakkaniyete aykırı olduğu; yaratılan durumun eşitlik, ölçülülük, demokratik toplumun gereklerine uygunluk ilkeleriyle çalışma hakkına da uygun düşmediği gerekçeleriyle Anayasa’nın ilgili hükümlerinin ihlal edildiği iddia edilmiştir. Mahkeme, dava konusu hak yoksunluğu düzenlemesinde mesleklerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresi, suçların kasıtla veya taksirle işlenip işlenmediği gibi hususlar gözetilmediği, bu suçlardan mahkûm olanların söz konusu meslekleri sürekli olarak icra edememeleri sonucunun doğduğu ve bu durumun kişilerin işledikleri suçlara göre eylemle orantılı olmayan adaletsiz ve ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açtığı gerekçeleriyle hukuk devleti ilkesine aykırılığın söz konusu olduğu sonucuna varmış, düzenlemeyi oyçokluğuyla iptal etmiştir. Ancak iptal kararının yürürlüğü bir yıl ertelenmiştir.
2- Kamuda çalışan ve kendi kanunlarına göre yeterlilikleri tespit edilip atanmış vergi denetim ve inceleme elemanlarının da yeminli mali müşavirlik yapma imkanları bulunmaktadır. Değişiklik öncesi mevzuata göre bu kişilerin yeminli mali müşavirlik yapabilmeleri için ayrıca bir sınav koşulu öngörülmemiştir. Dava konusu değişikle birlikte bu kişilerin Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yapılacak yeterlilik sınavından başarılı olmaları koşulu getirilmiştir. Başvuru gerekçesinde, yeminli mali müşavirlik mesleğinin, kamusal yetkiyi kullanan vergi inceleme ve denetim elemanlarının birtakım fiili imkansızlıklar nedeniyle bir tür ikamesi olduğu, yeminli mali müşavirliğin vergi inceleme ve denetim görevinden daha nitelikli bir iş olmadığı ve bu durumda ek sınav koşulu öngörmenin haklı bir gerekçesinin bulunmadığı, sınav koşulunun hakkaniyet, hukuk güvenliği ve hukuk devleti ilkelerine ve Anayasa’nın 2.ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, sınav koşulunun kamu yararı ve mesleğin uluslararası standartlarda niteliğinin artırılması ve korunmasına yönelik olarak getirildiği, öte yandan geçiş hükümleriyle kazanılmış hakların korunduğu gerekçeleriyle iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
3- Yeminli mali müşavirlik sınavının tarafsız ve mevzuata uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri alma görevi Maliye Bakanlığına verilmiştir. Alınabilecek tedbirler konusunda bir belirleme yapılmadığı, Maliye Bakanlığına keyfi uygulamalara yol açabilecek nitelikte sınırsız bir yetki verildiği gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme hükümle Bakanlığa herhangi bir düzenleme yetkisi verilmediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırılığın söz konusu olmadığı sonucuna oybirliğiyle varmıştır.
4- Dava konusu hükümle, yeminli mali müşavirlik sınav komisyonu üyelerinin Maliye Bakanlığı tarafından seçileceği, sınava mahkeme yoluyla itiraz olması halinde de görevlendirilecek bilirkişi heyetinin kimlerden oluşacağı(hangi görevlerde bulunan kişilerden kurulacağı) belirlenmiştir. Bu düzenlemenin, bilirkişi heyetinin tarafsız kişilerden oluşmasının şart olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 2. 9. 13. 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, bir bilirkişi heyetinin hangi nitelikte kişilerden kurulacağını belirlemenin yasama organının takdirinde olduğunu, ayrıca kuralın ilgili olduğu konuda Maliye Bakanlığının doğrudan taraf sayılamayacağını ve Maliye Bakanlığından bir merkezi vergi denetim elemanının bilirkişi heyetinde bulunmasının heyeti tarafsız kılmayacağını, ayrıca kanunun gösterdiği nitelikleri taşımak koşuluyla somut olarak kimin bilirkişi heyetinde bulunacağını belirleme yetkisinin hala itirazın yapılacağı mahkemelerde olduğunu gerekçe göstererek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
5-İptali istenen düzenlemelere göre, odalarda ve Birlik’te iki dönem üst üste başkanlık yapan kişi takip eden iki dönem yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Bu hükümlerin, geçmiş dönemde yapılan görevleri kapsamadığı belirtilmiş olmadığı için geçmişe de etkili olacağı, bunun da hukuki güvenlik, hukuki istikrar ve hukuk devleti ilkelerine, dolayısıyla Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, kuralın ne zaman yürürlüğe girmiş sayılacağı ve ne zaman uygulanacağının başka bir sorun olduğunu belirtmiş, kanun koyucunun söz konusu hükümlerde belirtildiği gibi bir koşul getirme yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle, iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
6- Odaların ve Birlik’in organlarının seçimine ilişkin çeşitli hükümler getirilerek, nispi temsil ilkesini esas alan düzenlemeler yapılmıştır. İddiaya göre söz konusu hükümlerin öngördüğü biçimde oluşturulacak karar ve yönetim organları, istikrarlı bir biçimde çalışamaz, bu durumda odalar ve Birlik toplumsal işlevini yerine getiremez, bu da kamu yararına ve Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. Mahkeme’ye göre, adil katılım, serbest, eşit ve genel oy gibi demokratik ilkelere bağlı kalmak koşuluyla yasama organının odalar ve Birlik organlarının seçimi sistemini belirleme yetkisi vardır. Dava konusu hükümlerle getirilen yeni sistem, azınlıkta kalanların da temsil edilebilmeleri amacına yönelik olup Anayasa’ya aykırı değildir. Bu hükümler yönünden iptal talepleri oybirliğiyle reddedilmiştir.
7- Birlik yönetim kurulu üyeliği için uç yıllık mesleki kıdem koşulu aranırken, yönetim kurulu üyeleri arasından seçilecek olan yönetim kurulu başkanı için beş yıllık mesleki kıdem koşulu aranmaktadır. Hiçbir üyenin beş yıllık kıdeme sahip olmaması durumunda yönetim kurulu başkanının seçilemeyeceği, ayrıca hukuken aynı statüde bulunan üç yıl kıdemli üyeler ile beş yıl kıdemli üyeler arasında bir farklılık yaratıldığı gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, belirli görevlerin niteliğine bağlı olarak kıdem koşulu getirmenin yasa koyucunun takdirinde olduğunu, üç yıl kıdemli kişilerle beş yıl kıdemli kişilerin aynı durumda bulunmadıklarını ve dolayısıyla farklı hükümlere tabi kılınmalarının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
8- İptali istenen düzenlemeye göre yeminli mali müşavirlik için aranan on yıllık hizmet koşulunu tamamlamamış ancak vergi inceleme yetkisini almış kişiler, Maliye Bakanlığınca özel yeminli mali müşavirlik sınavına tabi tutulur. Kural olarak yeminli mali müşavirlik sınavını Birlik yapar, buna karşılık Maliye Bakanlığı’nın söz konusu düzenlemeye göre sınav yapmasının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun yerine geçerek faaliyette bulunmak anlamına geldiği ifade edilmiş ve bunun Anayasa’nın 135. maddesine aykırı olduğu sonucuna oybirliğiyle varılarak düzenleme iptal edilmiştir.
9- Dava konusu geçici hükme göre, iki dönem peş peşe yönetim kurulu başkanlığı yapmış kişilerin iki dönem yönetim kurulu üyeliğine seçilemeyecekleri kuralı 1.4.2008 tarihinden sonra yapılacak seçimlerden itibaren uygulanacaktır. Oysa kanun 26.7.2008 tarihinde yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir, yani bir geriye yürütme söz konusudur. Kanunun geriye yürütülmesi hukuki güvenlik ve hukuki istikrar, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı görülerek, kural oybirliğiyle iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/60, K: 2011/147 Sayılı Kararı (6/4/2011 Tarihli ve 6223 Sayılı Kanun ile İlgili)
Bakanlar Kuruluna kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat, görev ve yetkileri ile kamu görevlilerine ilişkin konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren yetki kanununun Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İddiaya göre, yetki kanununda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkinsin verildiği konular çok geniş belirlenmiş, yetki kanununa dayanılarak hangi kanunlarda değişiklik yapılabileceği sayıldıktan sonra “ve ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler” gibi ifadelerle kapsam iyice genişletilip belirsizleştirilmiştir. Böylece, yürütme organına çerçevesi çizilmemiş, kapsamı belirsiz ve sınırsız bir yetki verilmiştir. Bunlar, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi hususunda Anayasa’nın 87. maddesinde belirtilen “belirli konu” ve Anayasa’nın 7. maddesinde gösterilen “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkelerine aykırıdır. Ayrıca yetki kanunu 6 ay süre için çıkarılmıştır ve bu süre içerisinde milletvekili genel seçimleri yapılacak ve yürütme organı da değişecektir. Böylece bir sonraki dönem yürütme organının “ipotek” altına alındığı, bunun demokratik hukuk devleti anlayışına, dolayısıyla Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Bir de “önemlilik”, “ivedilik” ve “zorunluluk” koşullarının da gerçekleşmediği öne sürülmüştür. Mahkeme, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin hangi konularda verildiğinin açıkça gösterildiğini, konu yönünden bunun dışında bir anayasal koşulun bulunmadığını, hatta yetki kanununa dayanılarak çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle hangi kanunlarda değişiklik yapılabileceğinin gösterilmesinin dahi şart olmadığını ifade ederek bu yöndeki Anayasa’ya aykırılık iddialarına cevap vermiştir. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin yürütme organını bu konuda zorlamayacağı ve yürütme organının isterse kanun hükmünde kararname çıkarmayabileceği gerekçeleriyle yetki kanununun süresinin bir sonraki yürütme organının görev süresine taşmasının bir sorun yaratmayacağını ifade etmiştir. Dava konusu yetki kanununun olağan dönem kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verdiğini ve bu nedenle “zorunluluk, ivedilik, önemlilik” koşullarının aranamayacağını; kaldı ki zorunluluk ve önemlilik gibi sübjektif değerlendirmelere konu olabilecek hususlarda Anayasa Mahkemesi’nin karar vermesinin onun işlevine uygun düşmeyeceğini beyan etmiştir. Sonuçta iptal taleplerini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2006/8 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2011/33 Sayılı Kararı
İşçi Partisi’nin 2005 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/16 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2011/34 Sayılı Kararı
İşçi Partisi’nin 2006 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

21.11.2011-11.12.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

10.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2004/85, K: 2009/69 Sayılı Kararı (7/5/1987 Tarihli ve 3359 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 14/7/2004 Tarihli ve 5220 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ek madde 2’nin birinci fıkrasındaki dava konusu hükümle, Hazine adın kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında olan taşınmazların bu konuda genel koşulları gösteren ilgili yasa hükmüne bağlı olmaksızın tamamen Maliye Bakanı’nın inisiyatifiyle satılması olanaklı hale getirilmiştir. Bu düzenlemenin mülkiyet hakkına ve dolayısıyla Anayasa’nın 35. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Dava konusu düzenleme belirli özelliklerdeki kamuya ait taşınmazların daha önceden belirlenmiş diğer yasal koşullar aranmaksızın satışını mümkün kılmaktadır. İki tür taşınmaz bu kapsamda değerlendirilmiştir; bunlardan ilki “Hazine adına kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar” diğeri de “başka hangi özellikleri gösterirse göstersin ve hangi hukuki statüde bulunursa bulunsun Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında bulunana taşınmazlar”dır. Mahkeme düzenlemeyi bu ayrımı esas alarak incelemiştir. Sonuçta Hazine adına kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar yönünden satış için istisna getirilip diğer koşulların aranmamasını yasa koyucunun takdirinde bir husus olarak değerlendirmiş, buna ilişkin bir anayasal koruma bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında bulunan taşınmazlar yönünden ise, hukuki belirsizliğin söz konusu olduğunu ve idareye çerçeve ve ilkeler gibi zorunlu görülen yasal sınırlar belirlenmeksizin bir yetki verildiğini, bunun yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına aykırılık teşkil ettiğini gerekçe göstererek Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık tespit ederek oyçokluğuyla iptal kararı vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/111, K: 2010/22 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nda “toplu müracaat ve şikayet etmek” şeklinde bir disiplin suçu düzenlenmesinin Anayasa’nın 2. 13. ve 74. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, toplu dilekçe ve şikayet hakkının demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarından olduğunu ve Anayasa’nın 74. maddesinde de açıkça korumaya alındığını, bu haktan memur - memur olmayan vatandaş ayrımı yapılmaksızın tüm yurttaşların, hatta karşılıklılık koşulu ile yabancıların da yararlanabileceğinin düzenlendiğini ifade ederek bir karşı oy ve oyçokluğuyla iptal kararı vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/97, K: 2010/32 Sayılı Kararı (2/7/1993 Tarihli ve 485 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapan 9/2/2006 Tarihli ve 5456 Sayılı Kanun ile İlgili)
İlgili kanun hükmünde kararnamede kanunla yapılan değişikliklerle, “Gümrük Başmüdürlükleri” ve “Gümrük Muhafaza Başmüdürlükleri” kaldırılmış, yerlerine “Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlükleri” kurulmuştur. Bu kapsamda, görevlerine devam eden “Gümrük Başmüdürleri” ve “Gümrük ve Muhafaza Başmüdürleri”nin görevlerine son verilerek bu kişiler “Müsteşarlık Müşaviri” kadrolarına atanmıştır. Kendiliğinden bu atamaların gerçekleşmesi sonucunu doğuran kanun hükmünün Anayasa’nın Başlangıcı ile 2. ve 36. maddelerine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme, görevleri devam eden başmüdürlerin kariyer, liyakat ve kadro dereceleri gözetilmeksizin düzenleme yapılarak, kaldırılan başmüdürlükler yerine kurulan başmüdürlüklerde görev yapmalarının engellenmiş olmasını ve tüm bunların kanun hükmüyle yapılmasının hak arama özgürlüğünü kısıtladığını gerekçe göstererek bir karşıoyla ve oyçokluğuyla hükmü Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

24.10.2011-20.11.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

24.10.2011-20.11.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

21.10.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/44 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/25 Sayılı Kararı
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/44 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/26 Sayılı Kararı
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/26 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/27 Sayılı Kararı
Vatanseverler Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/15 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/28 Sayılı Kararı
Vatanseverler Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/58 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/29 Sayılı Kararı
Vatanseverler Partisi’nin 2010 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/32 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/30 Sayılı Kararı
Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi’nin 2007 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/25 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/31 Sayılı Kararı
Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/23 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/32 Sayılı Kararı
Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/23, K: 2011/64 Sayılı Kararı (3/7/2005 Tarihli ve 5403 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 31/1/2007 Tarihli ve 5578 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda birbiriyle ilgili iki anayasaya aykırılık tartışması yapılmıştır. Bunlara sırayla bakalım. 1-)Tarım Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile tarımsal üretimi geliştirmek amacıyla çeşitli mekanizmalar öngörülmüştür. Bunlardan birisi de arazi toplulaştırması adını almaktadır. Arazi toplulaştırması kısaca tarıma elverişli ancak çeşitli nedenlerle bölünmüş tarım arazilerinin birleştirilerek tarımsal üretim için kullanılacak büyük araziler oluşturulmasıdır. Böylece tarımsal üretimin daha verimli bir şekilde gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır. Arazi toplulaştırmasının bir türü de özel arazi toplulaştırması adını almaktadır. Özel arazi toplulaştırmasında özellik bunu isteyen kişi lehine ayrıca arazi temin edilmesini de içermesidir. Özel arazi toplulaştırmasının kanunda sayılan belirli tüzel kişiler tarafından istenebileceği öngörülmüş, ancak hükümde belirli tüzel kişiler tek tek sayıldıktan sonra “gibi” sözcüğü eklenerek saymanın sınırlı olmaması sağlanmıştır. Bu hususun keyfi uygulamalara yol açabilecek nitelikte bir durum yarattığı, hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, özel arazi toplulaştırması isteyebilecek tüzel kişilerle ilgili sınırlı sayma yapılmamakla birlikte hükümde bu kişilerin sağlamaları gereken objektif birtakım niteliklerin gösterildiğini, ayrıca başvuruların kabulüyle ilgili olarak idarenin kanunun amacıyla bağlı olduğunu, dolayısıyla ortada belirsiz ve soyut bir durumun bulunmadığını gerekçe göstererek başvuruyu oyçokluğuyla reddetmiştir. 2-) Özel arazi toplulaştırmasıyla ilgili belirli noktalarda idarenin sürece ilişkin usul ve esasları belirleyeceği kanun hükmüyle öngörülmüştür. Bunun yasama yetkisinin devri niteliğinde ve Anayasa’nın 6. 7. ve 8. maddelerine aykırılığın söz konusu olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, belirtilen konuda genel çerçevenin kanunda çizilmiş olduğunu, bu çerçeve dahilinde belirli düzenlemeleri yapma imkanının idareye verilmesinin yasama yetkinin devri niteliğinde olmadığını ileri sürerek başvuruyu oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/32, K: 2011/105 Sayılı Kararı (26/10/1963 Tarihli ve 357 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu hükümle, askeri hakim, savcı ve yardımcılarının görev suçlarından dolayı yargılanmaları halinde görevli mahkemenin “ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri mahkeme” olduğu düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin askeri hakim ve savcıların birinci sınıfa ayrılmamış ve kıdem bakımından kendilerinden düşük seviyedeki hakimlerden oluşan mahkemelerde yargılanmaları ihtimalini doğurduğu ve bunun adli ve idari yargı hakim ve savcılarıyla ilgili olarak da yargılanma usulünün bu gibi bir şeye imkan vermeyecek biçimde düzenlenmiş olması karşısında Anayasa’nın 2. 10. 36. 138. 139. 140. ve 145. maddelerine aykırılık oluşturduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, iddiada zikredilen her bir Anayasa hükmüyle ilgili olarak ayrı ayrı ayrıntılı gerekçeler ortaya koyarak hükmü oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

15.11.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/75, K: 2011/42 (Yürürlüğü Durdurma) Sayılı Kararı (29/6/2001 Tarihli ve 4708 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 30/6/2004 Tarihli ve 5205 Sayılı Kanun ile İlgili)
4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrasındaki “… ile tek parselde, bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam ikiyüz metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar …” ibaresinin 3/11/2011 tarihli, E. 2010/75, K. 2011/150 sayılı kararlar iptal edildiği belirtilmiş ve bu ibarenin uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması amacıyla gerekçeli karar Resmi Gazete’de yayınlanana kadar yürürlüğünün durdurulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

16.11.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/11, K: 2011/93 Sayılı Kararı (3/6/2007 Tarihli ve 5684 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sigortacılık Kanunu’ndaki itiraz konusu hükümle, sigorta şirketlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerinin ortaklarının, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile bu kuruluşlarda mesleki faaliyette bulunan şirket çalışanlarının eşlerinin sigorta eksperliği yapmaları ya da tüzel kişi sigorta eksperlerinin yönetim ve denetim kurullarında görev almaları, imzaya yetkili olarak çalışmaları, bunlara ortak olmaları ya da bunlardan ücret karşılığında herhangi bir iş kabul etmeleri yasaklanmıştır. Böylece belirli konumda bulunan kişilerin eşlerinin sigorta eksperliği mesleğini yapmaları tümüyle yasaklanmıştır. Bu türden bir sınırlamanın çalışma ve sözleşme hürriyetine, ölçülülük ilkesine ve ayrıca düzenleme yapılırken bu düzenleme öncesinde mesleğe başlamış ancak geçici olarak ara vermiş kişilerin haklarının korunmamış olması nedeniyle de hukuki güvenlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu gerekçeleriyle itiraz yoluna gidilmiştir. Mahkeme, bu konumdaki kişilerin eşlerinin ilgili olduğu işlerde eksperlik yapamayacağını öngören hükümlerin ayrıca zaten mevcut olduğunu, buna karşılık mesleğin tümden yasaklanmasının ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturacağını da belirterek hükmün Anayasa’nın 2. 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu sonucuna bir karşı oy ve oyçokluğuyla karar vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

17.10.2011-23.10.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

21.10.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/54, K: 2011/45 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 21/3/2006 Tarihli ve 5473 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nun Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözleşmeli personel statüsünde öğretmen istihdam edebilmesini sağlayan hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. İddiaya göre hüküm, eğitim hizmetinin özellikleri gereği Anayasa’nın 128. maddesine göre bu tür hizmetin ancak “memur” ya da “diğer kamu görevlisi” statüsüyle gördürülebileceği, ancak itiraz konusu düzenlemeyle istihdamın bir akdi ilişki ile gerçekleştirildiği ve bu statüde çalışanların “memur” ya da “diğer kamu görevlisi” sayılamayacağı gerekçesiyle Anayasa’nın 128. maddesine; aynı şartlarda aynı işi yapan memur statüsündeki öğretmenlerle sözleşmeli personel statüsündeki öğretmenler arasında özlük ve sosyal haklar bakımından farklılık yaratılması sonucunu doğurduğu için de Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, sözleşmeli personel statüsünde öğretmen olarak çalışanların yaptıkları işin ve idareyle kurdukları sözleşmenin niteliği(idari hizmet sözleşmesi) gereği, bu statünün Anayasa’nın 128. maddesinde gösterilen “diğer kamu görevlileri” kapsamına dahil olduğunu ve bu nedenle 128. maddeye aykırılık bulunmadığını; memurlar ile sözleşmeli personelin birbirinden farklı hukuki durumlarda olduklarını, farklı hukuki durumlarda bulunanların farklı hükümlere tabi kılınmasının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini ve böylece Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine de aykırılık bulunmadığını belirterek Anayasa’ya aykırılık itirazını oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/85, K: 2011/49 Sayılı Kararı (22/11/2001 Tarihli ve 4721 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türk Medeni Kanunu’nun itiraz konusu düzenlemesine göre, kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. Kadının isterse evlenmeden önceki soyadını da kullanabileceğini, ancak bunu tercih etse bile önceki soyadıyla birlikte kocasının soyadını da kullanmak zorunda olduğunu emreden söz konusu hükmün birçok gerekçeyle Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Buna göre, soyadının kişilik hakkına ve kişinin manevi varlığına dahil olması karşısında kadının sadece evlenmeden önceki soyadını kullanma imkanının bulunmamasının Anayasa’nın 12. ve 17. maddelerine; evlilik içerisinde kadının kocanın soyadını almak zorunda bırakılmasının Anayasa’nın 41. maddesinde sözü edilen “eşler arasında eşitlik”, genel olarak 10. maddesinde gösterilen “eşitlik” ve 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkelerine; konuyla ilgili Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası anlaşmaların açık hükümleri ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin ilgili kararı (Ünal Tekeli-Türkiye Davası) ile itiraz konusu hükmün açıkça çelişmesi nedeniyle Anayasa’nın 90. maddesine aykırılık söz konusudur. Mahkeme ise, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması ve bir ailenin belirli bir soyadı ile düzenli biçimde adlandırılması gibi gerekliliklere dayandırmak suretiyle soyadı belirlenmesine ilişkin yasal sınırlama getirmenin kamu yararı gerekçesine dayandığını belirtmiş, bu sınırlamaların hangi yönde yapılacağı hususunda da yasakoyucunun takdir yetkisinin bulunduğunu ifade ederek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/46, K: 2011/60 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 ve 10/11/2005 Tarihli ve 5429 Sayılı Kanunlar ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nun geçici personel statüsünü düzenleyen hükmü (4/C) ile, Türkiye İstatistik Kanunu’nda yer alan ve geçici personele yapılacak ödemeler konusunda usul ve esasları belirleme yetkisini Bakanlar Kurulu’na veren düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüştür. İddiaya göre, itiraz konusu kuralda sadece “geçici personel” adı verilen statüden bahsedilerek, bu istihdam şeklinin kapsamı, çalışanların hak ve yükümlülükleri ile iş güvencesi ve sosyal güvenlik hakları belirlenmeden, düzenleme yapma yetkisinin bütünüyle Bakanlar Kuruluna bırakılması ve bu konuda yasal bir çerçevenin gösterilmemesi Anayasa’nın 2. 7.(yasama yetkisinin devreldilmezliği) 13. 17. 48.49.(çalışma hakkı) ve 60.(sosyal güvenlik hakkı) maddelerine aykırıdır. Mahkeme, geçici personel ihtiyacına ilişkin hususların belirlenmesinin teknik ve ayrıntılı konular olduğunu ifade etmiş ve bu konuda idareye yetki verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına gelmeyeceği sonucuna varmıştır. Ayrıca, bu statüde çalışacak kişilerin sosyal güvenlik mevzuatı kapsamındaki genel hükümler çerçevesinde sosyal güvenlik hakkından yararlanacağını, böylece bu statüde çalışanlar için sosyal güvenlik hakkının tanınmadığından da söz edilemeyeceğini beyan etmiştir. Mahkeme, paralel gerekçeleri geçici personele yapılacak ödemelerle ilgili usul ve esasları belirleme yetkisini Bakanlar Kurulu’na veren hükümle ilgili olarak da sunmuş ve her iki hüküm yönünden iptal taleplerini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2004/16, K: 2011/63 Sayılı Kararı (10/10/1984 Tarihli ve 3056 Sayılı Kanun ile İlgili)
Başbakanlık merkez teşkilatında çalışacak kadro karşılığı sözleşmeli personelin sözleşme usul ve esasları ile ücret miktarı ve her çeşit ödemelerinin tespitinde Bakanlar Kurulu’nu yetkili kılan düzenlemenin Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür. Mahkeme’nin yaptığı değerlendirmeye göre, itiraz konusu hükmün ilgili olduğu statü, Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasında gösterilen “diğer kamu görevlileri” kapsamına dahildir. Bu statüde bulunan kişilerin aylık ve ödenekleri Anayasa’nın 128. maddesinin 2. fıkrasına göre kanunla düzenlenmek zorundadır. Yine Anayasa’nın 7. maddesine göre de, Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir. Böylece itiraz konusu düzenlemenin ilgili olduğu personelin, her çeşit ödemeleri konusunda yasal düzenleme yapılmayarak tüm yetkinin Bakanlar Kuruluna bırakılması Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, bu gerekçelerle hükmü Anayasa’ya aykırı bulmuş, ancak itiraz başvurusunun ilgili olduğu somut uyuşmazlık yönünden değerlendirmede bulunup esas incelemeyi sınırlandırdığından hükmü kısmen iptal etmiş ve iptal hükmünün yürürlüğünü bir yıl ertelemiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/88, K: 2011/85 Sayılı Kararı (17/7/1963 Tarihli ve 278 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 31/7/2008 Tarihli ve 5798 Sayılı Kanun ile İlgili)
TÜBİTAK Bilim Kurulu üyelerinin, ilgili hükümlerde belirtilen koşul ve oranlar çerçevesinde yine bu hükümlerle yetkilendirilen kurum ve kuruluşlarca gösterilecek adaylar arasından Başbakan tarafından seçileceğine ilişkin düzenlemelerin ve TÜBİTAK Başkanının seçiminde Başbakana, Bilim Kurulu tarafından gösterilen iki adaydan birini seçerek atanması için Cumhurbaşkanına teklif etme yetkisi tanıyan hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. İddiaya göre iki tür düzenleme de, kamu yararı amacına yönelik olmayıp, TÜBİTAK’ın özerkliğini zedeleyebilecek, bilimsel tarafsızlığını yok edebilecek, Kurum’u siyasallaştıracak ve merkezi idareye bağımlı kılacak niteliktedir ve bu nedenlerle Anayasa’nın 2. 11. ve 123. maddelerine aykırıdır. Mahkeme’ye göre TÜBİTAK, özel yasayla kurulmuş, tüzel kişiliğe, idari ve mali özerkliğe sahip bir “hizmet yerinden yönetim kuruluşu” olmasına rağmen bu hususlara ilişkin anayasal bir koruma bulunmamakta ve bunlar yasayla belirlenmektedir. Yani Kurum’un statüsüne ilişkin zikredilen hususların tümü yasa koyucunun takdirindedir. Mahkemeye göre, benzer konulardaki Anayasal korumalar “Mahalli İdareler”e ilişkindir ve TÜBİTAK bu kapsamda değildir. Ayrıca Mahkeme, dava konusu düzenlemelerin kamu yararı dışında bir amaca yönelik olduğuna ilişkin kanıt bulunmadığını belirtmiş ve tüm bu gerekçelerle iptal taleplerini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/94, K: 2011/90 Sayılı Kararı (21/2/1967 Tarihli ve 832 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 19/11/2009 Tarihli ve 5924 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sayıştay denetçi yardımcılığı kadrolarına atanacak kişilerin göreve alınmalarına ilişkin yapılacak eleme ve sınav usulüne ilişkin çeşitli hükümler ile, daha önce belirli bir dönemde aynı konuda yapılan eleme ve sınavların Danıştay tarafından yürürlüğünün durdurulması nedeniyle söz konusu dönemde söz konusu yarışmaya dahil olmuş kişilerin durumuna ilişkin getirilen bazı geçici hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları iddia edilmiştir. Sınav ve eleme usulüne ilişkin dava konusu düzenlemeler dava açıldıktan sonra çıkarılan kanun hükümleriyle yürürlükten kaldırıldığından, dava bu kısmı itibariyle konusuz kalmış ve Mahkeme davanın bu kısmı itibariyle karar verilmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar vermiştir. Dava konusu diğer hükümler yönünden Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri, kısaca yasaların genelliği ve kamu yararına uygun olmaları zorunluluğu kuralları, eşitlik ilkesi ve Anayasa’nın 138. maddesinde gösterilen mahkeme kararlarının bağlayıcılığı kuralına dayandırılmıştır. Mahkeme, dava konusu düzenlemelerin, belirli dönemde ilgili konuda yarışma sınavlarına girmiş kişilerin mağduriyetlerini gidermeye yönelik ve buna uygun olduğundan hareketle, tüm bu Anayasa’ya aykırılık iddialarını geri çevirmiş ve oybirliğiyle iptal taleplerini reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/31, K: 2011/94 Sayılı Kararı (7/5/1987 Tarihli ve 3359 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 12/3/2008 Tarihli ve 5748 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde eğitmen(eğitim sorumlusu) konumundaki klinik şef, klinik şef yardımcılığı ve başastitanlık kadrolarına yapılacak atamalara ilişkin çeşitli hükümlerin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Birbiriyle ilgili birçok yasa hükmünün tartışıldığı kararda, özellikle Anayasa’nın 2. 7. 8. 128. 138. ve 153. maddelerine aykırılık değerlendirmeleri yapılmıştır. Sonuçta çoğu oybirliğiyle olmak üzere tüm iptal talepleri reddedilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/62, K: 2011/96 Sayılı Kararı (19/3/1969 Tarihli ve 1136, 25/10/1984 Tarihli ve 3065, 6/6/2002 Tarihli ve 4760 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 16/6/2009 Tarihli ve 5904 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda ilk olarak Katma Değer Vergisi Kanunu ve Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun, belirli malların Başbakanlık merkez teşkilatına teslimi ile aynı tür malların Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından ilk iktisabını vergiden müstesna kılan hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğu tartışılmıştır. İddiaya göre, dava konusu kurallarla Devlet tüzel kişiliği içinde sadece Başbakanlık merkez teşkilatına tanınan istisnaların hiçbir ekonomik ve sosyal gerekçesi gösterilmemiştir ve istisnaların hangi amaçla ve niçin yapıldığına dair bir açıklık bulunmamaktadır. Bu düzenlemeler kamu hizmetinin daha iyi bir şekilde yerine getirilmesine yönelik düzenlemeler değildir ve Anayasanın 73. maddesinde öngörülen “mali güce göre vergilendirme” ve “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının sağlanmasının” aracı olarak da getirilmemiştir. Vergide muafiyet ve istisnalar getirilirken bunlarla hizmet arasında gerçeklere uygun nesnel ve zorunlu bir neden sonuç bağının bulunması gerekirken dava konusu kurallarda bu bağ da bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle dava konusu hükümler Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, getirilen muaflık ve istisnaların tümüyle yasa koyucunun vergilendirme alanındaki takdir yetkisine dayandığını belirtmekle yetinerek Anayasa’ya aykırılık iddialarını oyçokluğuyla reddetmiştir. İkinci olarak, Avukatlık Kanunu’na eklenen ve kamu alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda maktu yasal vekalet ücretinin belirleneceğini öngören hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Dava konusu düzenleme yapılmadan önce, vergi mahkemelerindeki vekalet ücretinin asıl olarak maktu, sınırlı olarak da nispi belirlenmesine ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükmü Danıştay Sekizinci Dairesince iptal edilmiş, iptal kararı uyarınca tarifede vergi davalarında nispi vekalet ücreti düzenlemesi yapılmış, iptal kararı temyiz edilmiş ve yasa koyucu tarafından yargılama sürecinin sonucu beklenilmeden dava konusu kanun hükmü çıkarılmıştır. İddiaya göre, düzenleme bu yönü itibariyle Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Yine iddiaya göre hüküm, ayrıca, ilgili konuda Türkiye Barolar Birliği’nin ücret tarifesi belirleme yetkisini adil ve makul olmayan bir şekilde elinden almakta, bu yönüyle de Anayasa’nın 2. ve 135. maddelerine de aykırılık oluşturmaktadır. Mahkeme, maktu ücretin belirlenmesi yetkisinin halen Türkiye Barolar Birliği’nde olduğunu, diğer taraftan dava konusu düzenlemenin ilgili olduğu hususlarda kural koymanın yasama yetkisinin genelliği prensibi kapsamında değerlendirildiğini belirterek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/91, K: 2011/98 Sayılı Kararı (13/4/1994 Tarihli ve 3984 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 15/5/2002 Tarihli ve 4576 Sayılı Kanun ile İlgili)
Özel radyo ve televizyonların Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun gelirleri kapsamında ödeyecekleri reklam geliri payları ile frekans kira ücretlerinin kanunda gösterilen sürelerde ödenmemesi durumunda Üst Kurul’un yayın izninin ve lisansının iptaline karar vereceğini öngören düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. İtiraz gerekçesine göre, ilgili kapsamda yayın yapılması düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında anayasal koruma altındadır. Bu korumayı sağlayan Anayasa’nın 26. maddesinde de bu özgürlüğün sınırlanma sebepleri arasında “mali bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi”ne yer verilmemiştir ve bu nedenle düzenleme Anayasa’nın 26. Maddesine aykırıdır. Mahkeme ise, itiraz konusu düzenlemede öngörülen müeyyidenin idari bir yaptırım olduğunu belirterek, yasa koyucunun idari yaptırımları öngörmek konusunda takdir yetkisi bulunmasına rağmen bu yetkisini hukuk devleti ilkesine uygun biçimde kullanmak zorunda olduğu, ancak söz konusu düzenlemenin hukuk devletinin gereklerinden olan ölçülülük ilkesinin alt unsurları sayılan zorunluluk ve elverişlilik koşullarını sağlamadığı gerekçesiyle düzenlemenin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmış, düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/23, K: 2011/101 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 12/5/1982 Tarihli ve 2670 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nun itiraz konusu düzenlemesine göre disiplin cezası verilmesi durumunda, ceza sicilden silinene kadar tekerrür gerçekleşirse ceza bir derece arttırılır. Bu hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilirken, disiplin cezalarına karşı yargı yoluna başvurma imkanının bulunmadığı bir varsayıma dayanılarak bir muhakeme yapılmıştır. Buna göre, uyarma ve kınama cezası verilmesi durumunda hüküm yargı denetimine tabi olmadan kesinleşebilecek, oysa diğer cezalarda bu gerçekleşmeyecektir. Bu durumda, uyarma ve kınama cezalarına ilişkin tekerrür ile diğer disiplin cezalarında tekerrür hallerinde farklılık meydana gelecektir. Mahkeme, söz konusu başvuru yapıldıktan sonra gerçekleşen anayasa değişikliği ile Anayasa’ya “Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.” hükmünün eklendiğini ve bu durumda artık uyarma ve kınama cezaları ile disiplin cezaları arasında tekerrür bakımından bir farkın kalmadığını belirterek Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varmış ve iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/38, K: 2011/112 Sayılı Kararı (24/6/1995 Tarihli ve 556 Sayılı KHK’de Değişiklik Yapan 3/11/1995 Tarihli ve 4128 ve 21/1/2009 Tarihli ve 5833 Sayılı Kanunlar ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeye göre, marka taklit edilerek üretilen malı arz eden veya satan kişi, cezai sorumluluktan, malı nereden temin ettiğinin bildirir, bunun üzerine malı üretenler ortaya çıkar ve üretilen mallara el konması sağlanırsa kurtulabilir. Bu kuralda, marka taklit edilerek üretilen malı arz eden veya satan kişinin cezai sorumluluktan kurtulabilmesi, yani etkin pişmanlıktan yararlandırılabilmesi için öngörülen şartlar arasında tümüyle kendi inisiyatifinin dışında şartların öngörülmüş olmasının eşitlik ve adalet anlayışıyla bağdaşmadığı ve bu nedenlerle düzenlemenin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, suç ve ceza siyasetini belirleme yetkisinin yasakoyucuya ait olduğunu, bu kapsamda etkin pişmanlıktan yararlandırma koşullarını da itiraz konusu düzenlemede olduğu gibi belirleyebileceğini belirterek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/69, K: 2011/116 Sayılı Kararı (26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeyle, ceza infaz kurumuna veya tutukevine kanununda açıkça gösterilenlerden başka ilgili makamın belirleyeceği diğer eşyaların da sokulması suç olarak belirlenmiştir. İdareye yasak eşya belirleyerek suç tanımlama yetkisi verdiği gerekçesiyle söz konusu düzenlemenin Anayasa’nın 2. 7. 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme de söz konusu düzenlemenin, idareye tamamıyla sınırsız ve belirsiz bir biçimde ve geniş bir alanda suça konu olabilecek eşyayı belirleme yetkisi verdiği için hukuki belirlilik, hukuki güvenlik, yasama yetkisinin devredilmezliği, suç ve cezaların kanuniliği kurallarına; dolayısıyla Anayasa’nın 2. 7. 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varmış ve düzenlemeyi oyçokluğuyla iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/99, K: 2011/117 Sayılı Kararı (22/5/2003 Tarihli ve 4857 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeye göre, iş sözleşmelerinde feshin geçersizliğine ilişkin davalarda Yargıtay’ın vereceği kararlar kesindir. Yani ilgili Yargıtay dairesinin bozma kararı vermesi durumunda kararı bozulan mahkemenin direnme yoluna gitme imkanı bulunmamaktadır. İtiraz gerekçesinde, söz konusu davalarda Yargıtay’ın bozma kararı vermesi durumunda, davanın daha doğru ve güvenilir karar çıkma ihtimali olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na götürülmesinin engellenmesinin ve böylece başka tür uyuşmazlıklar ile iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine ilişkin uyuşmazlıklar arasında farklılık yaratılmasının hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme Anayasa’nın açık hükmü uyarınca mahkemelerin görev, yetki, işleyiş ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini ve bu kapsamda olmak üzere usul kanunlarının yapılmasının kanun koyucunun takdir yetkisine dahil olduğunu, ayrıca itirazda belirtilen türden bir eşitlik karşılaştırması yapılamayacağını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/116, K: 2011/118 Sayılı Kararı (19/10/2005 Tarihli ve 5411 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda Bankacılık Kanunu’ndaki cezai hükümlerle ilgili iki hususun Anayasa’ya aykırılığı tartışılmıştır. Tartışma konusu yapılan düzenlemelerden ilkine göre Bankacılık Kanunu’nda düzenlenen zimmet suçu, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen zimmet suçunun nitelikli haline göre daha ağır cezalandırılmakta ve Bankacılık Kanunu kapsamındaki zimmet suçu yönünden diğer banka çalışanları üst düzey banka yöneticileriyle aynı derecede sorumlu tutulmaktadır. Bu iki hususun hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, itiraz konusu düzenlemede yer aldığı biçimde cezai sorumluluk öngörülmesinin ceza siyasetini belirleme yetkisi kapsamında yasa koyucunun takdirinde olduğunu ve aynı yükümlülüklere tabi banka çalışanlarının aynı şekilde cezai sorumluluğa tabi kılınmasında eşitlik ilkesine bir aykırılık bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. İkinci olarak, Bankacılık Kanunu’na göre suç teşkil eden hareket ve fiillerin başka kanunlara göre de cezayı gerektirdiği takdirde, failleri hakkında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesinin uygulanacağını öngören düzenlemenin suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ile, taşıdığı belirsizlik nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, bu hükümde belirtilen türden bir düzenleme yapmanın da yasa koyucunun takdirinde olduğunu; ayrıca, itiraz konusu kural gereğince fail hakkında bir yaptırım uygulanabilmesi için bu yaptırımı gerektiren hareket ve fiilin diğer bir kanunda suç olarak düzenlenmiş olması ve bu suça ilişkin cezanın açık bir şekilde belirlenmesi gerektiğini; gerek suçun gerekse yaptırımın kanunla düzenlenmiş olması karşısında, bu yasal düzenlemelere atıf yapan itiraz konusu kuralda bir belirsizlik ve öngörülemezlikten söz edilemeyeceğini; bu nedenlerle suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı